Spor Yapmak, Zihni Nasıl Harekete Geçiriyor?

Basit Cevap : Beyinde mitokondriya üretilmesini sağlıyor.

Benim hayatımda spor her zaman oluştur. Ortaokul / lise yıllarında lisanslı futbol ve voleybol , üniversite yıllarında her ne kadar çok tembel olup kendimi geliştirmesem de basketbol/futbol , özellikle yedek subay olarak yaptığım askerlik sonrası yanlışlıkla katıldığım 21 Km koşusundan sonra koşuya başladım.

download

Şimdi ise her sene 10 kez yarışmalara gider , her hafta en az 3 kez ( en az 30K) koşmaya ayırırım. En sevdiğim ise koşu sonrası güzel bir kahvaltıdır.

Kendim hazırladığım zeka oyunlarının neredeyse %50 sini koşarken tasarladığımı iletmeliyim. Hayat/iş ile ilgili kararların %85 ‘ni koşarken/yürürken verdiğimi de ileteyim. Aynı zamanda okuduğum bir kitapta şairlerin %85’nin şiirlerini açık havada yürürken / koşarken bulduğu iletiliyor. Aynı araştırma günümüz yazarlarıyla ( burdan önerimdir) yapılsa yüksek bir oran çıkacaktır.

Konumuza dönersek popsci haberine göre ;

Spor yapmanın, zihinsel faaliyetlerimizi yeniden düzenlediği, hatta zihnimizi açtığı söyleniyor. Peki, bu nasıl gerçekleşiyor? Yapılan bir araştırmaya göre, bu sorunun cevabı vücudumuzun enerji kaynağında yatmakta. Nasıl mı? Kaslarımız, tıpkı şehirlerdeki elektrik ihtiyacı arttıkça yeni açılan güç kaynakları gibi, yaptığımız egzersizin ihtiyaçlarını karşılamak için yeni mitokondriya üretmeye başlıyorlar. Mitokondriya, hücrelerimizde bulunuyor ve vücudumuzun enerjisini sağlıyor.

Güney Kaliforniya Üniversitesi’nde Uygulamalı Psikoloji profesörü olan J. Mark Davis’in yaptığı bir çalışmaya göre; beyin hücreleri de aynı yöntemi uygulayabiliyor. Davis ve ekibi, fareler üzerinde yaptıkları deneylerde, egzersiz yapmanın beyin hücrelerindeki mitokondriya sayısını arttırdığını ispatladılar. Fareler, günde sadece yarım saat boyunca egzersiz yaptırıldığında bile yeni mtDNA üretmeye başladılar. mtDNA’lar sadece anneden gelen genler olmasına rağmen, beyin hücrelerinde, vücutta bir eşi olmayan bu genlerin sayısında artış başlıyor. Daha fazla mtDNA oluşması, kısaca mitokondriya sayısının artması anlamına geliyor.

Görünen o ki; egzersiz, hem bedeni güçlendiriyor, hem de zihni. Egzersiz boyunca artan enerji ihtiyacı nedeniyle, beyin daha hızlı ve daha verimli çalışmaya başlıyor. İnsanlar yaşlandıkça, mitokondriya sayıları düşüyor. Bu nedenle, Davis ve ekibinin buluşu, yaşlanma etkilerinin azaltılması ve hatta geciktirilmesi konusunda da faydalı olabilir. Çünkü artık beyni genç ve zinde tutmak için spor yapmanın tek başına yeterli bir faktör olduğu anlaşıldı.(Kaynak Tuna Emren –popsci.com.tr )

ImageGen (2)

Her ne kadar bütün koşularımı kaleme alamasam da geçmişe yönelik yazdığım güzel yazılar da var. Koşu film önerileri , Avrasya Maratonu istatistiklerim , Egzersizle ilgili bilimsel verilerin de olduğu Biri Egzersiz mi dedi yazım , sciencetific American ve sciencedaily sitelerini kaynak olarak kullandığım Düzenli Egzersizlerin yararlarını anlatan yazım , Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur Türk Satranç Fedarasyonu yazılarını , aynı zamanda fiziksel aktivitenin yararlarını anlatan Türkiye Halk Sağlığı yazısını okuyabilirsiniz.

İyi okumalar ,

Koşu Film Önerileri

Tüm insanların sağlıklı yaşamdan, kilo vermeye kadar uzanan bir çok nedenden dolayı  sporların tanası  olan koşuyu yaptığını biliyoruz. Amerika ve Avrupa’da ise koşunun yaşam biçimi olması nedeniyle bu ülkelere gıpta ederek bakıyoruz. Böyle olmasına rağmen koşu üzerine çok az film yapıldığını biliyoruz.

Bu blog bir koşu blogu olmadığından ve filmin ana temasının mücadele , zor şartlarda kazanılan başarıyı anlattığından  çok fazla detaya inmeden  film hakkında bazı çıkarımlarımı yapıp sizi merakta bırakmayayım.

16943530-standard

Filmin hikayesini bir kenara bırakırsak , film aslında “Asla pes etme” üzerine kurulmuş.

Filmi izlerken oyuncuların samimiyetini hızla adapte olacak  , McFarland’ı merak edecek ve Meksika’nın kültürünü araştırmaya başlayacaksınız.

McFarland,USA  2015 yılında çekilen bir  film olup  Kevin Costner başrolde oynuyor.Gerçek bir hikayeden alıntı yapılmış.

İyi eğitim almış , iyi okullarda okuyan genç arasındaki diyalog aslında atletizmin hiçbir şeye bağlı olmadığını gözler önüne seriyor.

Thomas Valles : Golf oynar mısın?

Lupe : Evet

Thomas Valles : Bu golf değil.  (Antremanlarda golf / koşu ilişkisi kuran hocalarına golfu bilmediklerini not düşersek anlamlı olacak)

images

 

Filmin son yarışındaki takım ruhu ve birilerinin boşlukları doldurma finali filmin başarılarından.

Size iyi seyirler.

 

Diğer koşu filmlerini ekleyeceğim.

Filmden sonra araştırdıklarımı sizlere de önereyim.

1987 yılında Ulusal Kros Şampiyonasını kazanan ekibin fotoğrafını görüyorsunuz.

McFarland : Los Angeles ile San FranCisco arasında fakir bir kent.

Meksika Dili : İspanyolca.Filmde de sıkça kullanılıyor.

Meksika yemeklerinine bir göz atmanızda fayda var.

 

 

4434f3700f54ab24daee3a2048d0b9c8f95a74a6

Runtalya Yarı maraton _ 2012

Geçen sene hazırlıksız gittiğim Antalya yarı maratonunu 1.50 ile bitirdiğimde , bir dahaki sefere maraton koşacağıma karar vermiş , kayıtımı o şekilde yaptırmıştım .

Bursa Osmangazi , Bozcaada , Avrasya , Riva , birçok küçük yarış Antalya maratonuna hazırlık olacaktı .

 Kısaca maraton koşmaktan niye vazgeçip , yarı maraton koşmaya karar verdiğimi açıklayayım. Bu anlamda Nisan birçok küçük yarışla güzel geçti . Futbolda yaşadığım bir problemden dolayı (ki ileride bana daha çok problem çıkattıran bir problem) futbola ara verdim sadece koşulara yöneldim. Mayıs ayında yapılacak Bozcaada için hazır olmama rağmen Bozcaada yarı maratonu zorlu bir parkur olup 17 km ‘de yokuş aşağı inerken aynı sakatlık nüksetti ve 4 km boyunca yürümek zorunda kaldım . Haziran –Temmuz dinlenmekle geçti , Ağustos ayı da (ki Ramazan ayı) maraton idmanlarıyla geçiştirdim.

Avrasya 15 km (PB ) iyi bir derecede (01.07) bitirdikten sonra sakatlığım beni iyice huzursuzlaştırdı . Ekim sonu ve Kasım aylarında bir takım tetkikler yaptırmak için Uludağ üniversitesi Spor hekimliği’ne gidip , muayene olduk. Spor hekimliğinden çıkan sonuç sonrası interval ve uzun koşular kısıtlandı , hatta yasaklandı. Antalya hazırlıkları maraton için başlayıp bir hafta 32 , bir hafta 27 km koşmama rağmen ağrılar dinmeyince pilates , yüzmeye başladım ve Antalya’da yarı maraton koşmaya karar verdim ( Maraton da koşabilirdim ama kendimi bu kadar yıpratmaya gereği yoktu) Antalya öncesi önce otelimiz ayarlamış (3,5 km uzaklıkta) , sonra otobüs biletlerini almıştım. Bursa – Antalya arası 9 saat civarındaydı. Giderken +1 derece , -1 , -2 dereceler kadar düşüp Antalya ‘ya yaklaştıkça +5 dereceye kadar çıktı en sonunda sabah 06.00 ‘da +7 dereceyi gördük. 3-4 saat sonra da tişört ile gezen birçok insan görecektik.

 Bu havanın yarın da böyle olmasını umarak , Teracity AVM “Yüksek Topuk Yarışması” ‘na giderek farklı bir etkinliğe katıldık. (Yüksek Topuk Yarışması izlenimleri ayrı bir blog konusu olduğundan koşuya dönmemiz daha uygun olur) Antalya Kaleiçi gezilerinden sonra 15 km uzaklıktaki otelimize vardık . (3,5 km diye gittiğimiz) . Otelden genelde memnun kaldık . Özellikle soğuk mezeleri ve et yemekleri harikaydı , çalışanlar da sevecendi.

 Geçen sene sağanak yağmurun yine sürpriz yapması bizi endişelendirse de maraton boyunca harika bir hava olduğunu iletmek durumundayım. Soyunma kabinlerine giderken Serpil adında bir kızla tanışarak uzun süre muhabbet ettik. Bu kız yarış içinde beni geçecek , onu yakalamaya çalışacak ama yakalayamayacaktım . (Kız 4.35 temposuyla bitirecek , yarı maratonda 3.olacaktı) Amacım 4.50 – 5.00 civarı koşarak ayağımı zorlamadan , tekrar bir sakatlık yaşatmadan maratonu bitirmekti . Fakat Antalya ‘nın havası ve atmosferi o kadar uygundu ki herkes gibi PB yapmak kaçınılmazdı .(ki PB ister istemez geldi) Tüm koşucular gibi ilk başlarda 189 bpm ile koşucuları geçmek , kaldırımlarda koşarak kendimi çok yordum .

Sonradan öğrenmeme ve Garmin analizlerine baktığımda 189 bpm tempodan değil , heart rate monitörü iyi ıslatmadığımdan dolayı çıktığını tahmin ediyorum . İlk 2 km sonrası tempo öyle güzel oturdu ki 168-175 bpm ile devam edip bu ortalamanın dışına çıkmadım .(ortalama 171bpm) Uzun süre 4.41 – 4.39 pace seviyesinde koştum ki bu bugüne kadar en istikrarlı koşu tempomdu . Ayağımdaki ağrı , idmansızlık yorgunluğunu da hissetmeyince bu tempoyu devam ettirdim. Garmin verilerine göre HR değişimleri keskin bir yapıya sahip . Tempo bir ara 8.00 kadar düşmüş ki hangi noktada o kadar yavaşladığımı hatırlamıyorum.Garmin ile ilk koşum olması sebebiyle analizleri sona bıraktım .

Detaylara bakıldığında tempomun /HR paralel gittiği , tempomun arttırabileceği gözükmektedir.Her ne kadar negatif split uygulayamasam da ilk ve ikinci yarıların aynı sürelerde olması , diğer bir avantajdır. Didem ile 10 km sonunda karışılarak , “Didem” “ Sedat” diye yüksek sesle bağrışarak birbirimizi motive ettik .

3 yıl önce Avrasya maratonun sonunda tanıştığım DM’den Umut beni 3 yıl sonra yarışta tanıyıp selam verince kısa bir konuşma yaptık . Koşu sonrası Antalya’dan erken ayrılmasaydık , bekleyip diğer DM cilerle de tanışacaktım . Umut’un 11 km sonrasında “Hadi Sedat “ benim de “Hadi Umut , yolun uzun” motivasyonları işe yaramış ki ikimizde PB yaptık :) İngiliz bir kız ile yaklaşık 8 km arka arkaya gittik, son 2km kala kızı geçtim fakat son 500 m de hızlanmama rağmen kız beni yine geçti :) Koşu bitişinde fotoğraflarıma bakıldığında yine zorladığımı gördüm . Atmosfere öyle alışıyorsunuz ki orada hızlanmak ve mutlu bir biçimde bitirmek elde değil. Koşu sonrası yiyecek ,içecek standını o kadar uzak yapmışlar ki çoğu kişi yerini bilmiyordu . Üstümü değiştirerek portakal yedim , taze bir simit ve sporcu içeceği alarak yarış bitiş noktasına döndüm.

Soyunma kabinleri ve yiyecek yerleri alana daha yakın bir yere konabilir , koşu sonrası bir çanta içinde muz, portakal , su verebilirlerdi.

 Bir Antalya daha güzel , eğlenceli geçti.

Avrasya Maratonu _ 2010

2010 Bursa  yarı maratonu sonrası büyük bir cesaretle karar aldığım  ilk maratonum…

Ağustos’a kadar haftada 20-30 km koşulan düzensiz bir idman programı , sonrasında yıllık izin , sonrası Ramazan ayı tatilleri … Ramazan ayı haftada 50-60 km olması gerekirken , Ramazan ayı boyunca toplam 10 km koştum.

Ramazan ayı sonrası 2 haftalık sürelik fırsatım , maratonu yavaş tempoda bitirme düşüncesi , özgüven , sporcu alt yapım olması sebebiyle maratonu koşma inancım devam etti.

Ramazan ayı sonrası ilk hafta içi 30 km , hafta sonu pazar günü de 25 km denemesi yaptım.2 saat 15 dakika da bitirdiğim 25 km  maraton için   iyi sinyaller verdi. Şansızlık bu ya bu sefer ayakkabının sıktığını , bu ayakkabıyla maraton geçemeyeceğini görmüş oldum. Hazırlık için 1 haftam kalmış (maratona 2 hafta , 1 hafta dinlenme süresi) , ayağımdaki sakatlık da devam etmekteydi .

Hafta içi şirketteki arkadaşlarla Botanik’te koşmadım , Kültürpark’ta da koşmadım . Perşembe günü kendimi zorlayarak Cuma günü hazırlandım ve Pazar günü uzun koşu yapmaya karar verdim. Çünkü maraton için 30 km üstü yapabileceğinizi görmeniz gerekiyor . ( Bağ kopması , kas kasılması , laktik asit sınırı tespitleri için …) Cuma günü Bilgehan ile birlikte güzel bir spor ayakkabısı almaya gittik. 1,5 saat kadar ürünleri deneyerek satın aldık .Ben ayakkabı , Bilgehan’da şort aldı . Şimdi bu ayakkabı ile kısa ve uzun koşuyu denemek duurmundayım . Cumartesi günü 10 km , Pazar günü ise Olimpik Atletizm Stadyumunda 28 km koştum . Atletizm stadyumu çevresi 400 m olmasından dolayı 70 tur civarında koştum , durduğumda dizlerim tir titriyordu .Toplam 2,5 saat durmadan koşmuş , 70 tur beni çok yormuştu. O stadyumda ilk koşumun 28 km olması da bir anı olmuş oldu..

Sorunlu da olsa 25 , 28 km gibi 2 uzun koşu yapmıştım ,ayakkabı da problem çıkarmamıştı . Eğer aksilik olsaydı Almanya’dan gelecek arkadaşım  ile 15 km koşacaktım , söz vermiştim.

2010 yazarlık , yarı maraton , maraton üçlemesi gerçek olacaktı . “Bunu yapabilirim , bunu başarabilirm” dedirten sabır sporu olan maratonu bitirme düşüncesi bile harikaydı .O yüzden sakatlık dışında bitirmeyi hedeflemiştim.

Almanya ‘daki 3 arkadaşımızla bir otelde kalacak otelden koşuya gidecektik. Cumartesi günü 3 arkadaşımızla Eminönü , Feshane , Miniatürk , Galata  , Beyoğlu ve sonunda o yorgunlukla otele yerleştik . Sabah okula gidecek öğrenci heyecanıyla ( ki 3 kız arkadaşımız da İstanbul’da ilk defa koşacaklar) şort ve koşu formalarımızla fotoğraf çekildik. (Bir fotoğraf yukarıda) . Maraton öncesi en güzel , en unutulmaz yaptığımız ilerden biri de  Boğaziçi köprüsünün 300 m gerisindeki başlangıç noktasına kadar koşarak gitmemizdi. Boğaziçi köprüsü kapalı olduğundan dolayı üzerinden hafifçe koşarak geçtik ki , hayatımızda bir daha tekrar edemeyeceğimiz nadir anlardan biri oldu.

2 arkadaşımız 15 km , 1 arkadaşımız 8 km ben ise maraton koşmak için ayrıldık . Maratonu sağlıklı bir ekilde bitirirsem bir öpücük kazanacaktım . Kişisel hedefler dışında böyle bir manevi desteğin de olması teşvik ediciydi :)

Maraton öncesi etrafımdaki yabancı sayısı dikkatimi çekti. Her yaştan insan vardı , bu her yaştan insanlar dünyanın her yerinden gelmişlerdi. Finland , German , Japan , Korean , French  ayırt edebildiğim milletler. Saatimi hazırlayarak bilboardlarda görülebilecek güzellikte muhtemeln İsviçreli , Hollandalı olan Ipod dinleyen bir kızla başladım . 2-3 km  bu kızla koşmak bana büyük bir moral oldu ve Beiktaş sahiline inerken Mahmut adına Bursa Bosch’ta çalışan , 15 km kulvarında bir beyefendiyle tanıştım. İlk 5 km su istasyonuna geldiğimizde suyumu alarak onlardan uzaklaştım . Saatim 27 dakika gösteriyordu ki iyi zamanlamaydı . 10 km geldiğimde 55 dakika olmuş , normal ortalam hıza sahiptim ve bu işlerin iyi gittiğini gösteriyordu . Bir yandan İstanbul’u seyrederken bir yandan da  kilometrelerce uzaktan gelen yabancıları seyrediyordum . Galata üzerindeki otoyoldan ilk defa koşarak geçmenin tadına varırken , köprü üstündeki balıkçılarının aldırış etmeden balık tutmaları da ilginçti. Yol kenarındaki kişilerin açtıkları bayraklar , tezahüratları  koşanlar için bir kıvılcımdı . Organizasyondaki bayraklar hariç bir tane bile Türk bayrağı görmedim . Galata köprüsü üzerinde “Gazi” dedemizi görmek , milliyetçilik konusunu bir kenara bırakmamı ve o dedemizi takdir etmemi sağladı .(Bir fotoğraf Nuran ile çekilmiş)

Eyüp feshaneden geri dönerek , Fatih ve Yenikapı sahil yoluna ulaştık . Sahil yolundan Bakırköy’e kadar  gittik . Bakırky civarlarında 21 km olmuş saatim 2 saati gösteriyordu ki , yarışmanın en fazla 4,5 saatte biteceğini gösteriyordu . 10 dakika sonra da Etiyopyalı birincimiz Avrasya’yı bitirmiş olacaktı :)

25 km 2.25 , 30 km 3 saatte bitirmem beni öyle sevindirdi ki , yine çevreyi gözlemlemeye , yavaş yavaş koşmaya başladım . Sağ ayağımdaki ağrı , yavaş yavaş baldırlarımdaki kasılmalar beni iyice bezdirdi. Yaptığım yanlışlardan biri de her 2,5 km deki suları almam ve içmem oldu . Maraton boyunca 7-8 km yakın su içmişimdir . Bunun da etkisiyle iyice yavaşladım ve yavaş koşmak bana daha da zor gelmişti . “Bitirmeliyim” deyip zaman zaman hızlansam da yine de yavaşlamaktan kendimi alıkoyamıyordum .

“You can do it ” “Congratulations” diye bağıran grup grup yabancıları gözlemleyerek , su aralarında yürüyerek 37,5 km kadar geldim. Telefon çalıyordu baktım “Serhat ” … Açtım ve maratonun daha bitmmediğini ilettim. Arasa arasa Serhat arardı diye düündüm ve güldüm :) Ardın 10 dakika sonra Deniz aradı ve ” 35 km geçtiğimi internet üzerinde gördüğünü…” söylerken ben daha bitirmediğimi ilettim. Hemen ardından da Nuran arayıp gelemeyeceğini ( trafikten dolayı) , bitirdikten sonra otele gelmemi iletti. Son kilometrelerde İzmirli Umut , Japon bir çocukla ile koştuk , fotoğraf çekildik . Son 500 metre yazısını gördükten sonra tatlı-acı bir sevinç içerisinde , alkışlar arasında “FİNİSH” yazısını gördük ve birlikte bitirdik.

Madalyamı aldım , üstümü değiştirdim.Evet ilk maratonum bitmişti …Başarmıştım…

Oradaki görevliye Gayrettepe ‘ye gideceğimi ilettim ve buradan yürüyerek de gidebilirsin demişti . (12 km civarında) Gülerek maraton koştuğumu söyledim :)

Tramvay , metrobüs , metro ile birlikte otele vardım , öpücüğümü de aldım :)

5.KAZANCI DOSTLUK KOŞUSU

 

2010 yılına “Oyun Dergisi “ yazarlığı olarak başlayıp , yarı maraton koşmam faaliyetleri sonucu masterlar kulubünün Kestel Kazancı köyünde organize ettiği 9 km koşusuna da katılmaya karar verdim. Masterlar kulubunun önünden 08.00’de  kakacak araba için 1 saat erken yola çıkarak  otobüsün kalkacağı yere geldim. Otobüsün içindeki arkadaşlar  50-70 yaş arasında idi, fakat ileri de anlayacaktım ki bu babalar ,dedelerle çok zamanım geçecek.

 Otobüsle yüksek rakıma çıktıkça, içeriye oksijen doluyor ve  bize yerimizde duramıyorduk. Bol oksijen, bol hareket …

 78 yaşında as sakallı bir dede ile tanıştım .Geçen yıl yarı maraton koşmuş , böbrek ve ciğer rahatsızlıklarını atlatmış , genç bir dede …Evet 78 yaşında .. Yarışta yarı yolda beni görüp 97 diyeceğini duyacaktım . (En sonlarda koştuğundan karşıdan gelenlerin sırasını sayıyor)

 Tanıştığım 50-60 yaş arası baba /dedelerle  samimi olduk . 7400 m koşudan sonra pilav, karpuz dağıttılar , çimlerin üzerinde beraber yedik . Pazar olmasından dolayı torunlar dedelerini arayıp “ Dedeciğim yarışın daha bitmedi mi ? “ diye soruyorlardı hatta bana da dinlettiler :)

 Dönüşte ise dedelerimizle  vedalaşıp gittim.  Giderken de bana dediler ki :

 “ Biz yaşlıyız oğlum. Bir dahaki koşuda biz hatırlamazsak sen hatırlatırsın”

Uluslararası Bursa Osman Gazi Tarihi Kent Koşusu 15 Nisan 2007

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Uluslararası Bursa Osman Gazi Tarihi Kent Koşusu 15 Nisan 2007..

Hayatımın ilk yarı maratonu…Bu maratondan çok şey öğrendim…

Ben 3 km koştum ama gözlemlediklerimden çok şey öğrendim.

Yaşın ne olursa olsun,fiziki yapın ne olursa olsun,mesleğin ne olursa olsun koşacaksın inadına…

Kafa ve beli arasındaki vücudunu tamamen kaplayan numaralı tişörtü ile 7 yaşındaki çocuktan , bembeyaz sakalları ile 84 yaşındaki dedemize ; yürümekte bile zorluk çeken fiziksel engelli gencimizden , önündeki arkadaşına iple bağlı olan görme engelli gencimize,ufacık yaşlarda bir grup kızımızdan , tahminim 45 yaşındaki annemize kadar herkes gözlemlediklerimin arasındaydı.

Etiyopya’dan gelen bir genç ile konuşma fırsatı buldum.Merakımdan birçok soru sordum .

İlk Sorum :

” Buraya kadar sırf spor için mi , yoksa para için mi geldin ?

Aldığım cevap çok şaşırtıcı değildi. ” Aslında para için ama hem spor hem de para için”

İkinci sorum :

” Bu maratona hazırlık yapıyor musun? ” ( o yıllarda koşu terminolojisi , hazırlık aşamasını bilmeden)

Cevabı : ” Ben oduncuyum. Biz köyden şehire odun taşırız . Teknoloji (araba ) olmadığından  sırtımızda taşırız. Bu mesafe 10 – 40  km kadar değişir. Ne kadar  götürürsek o kadar kazanacağımız için odunları koşarak götürürüz”

O zaman anladım ki zaten bu insanların hayatları  MARATON.

ans eseri dilsiz bir engellimizle de iletişimde bulunmaya çalıştım.34 yaşında 10 km katılmıştı,dakikalarca tebrik ettim.
Etiyopyalı ile başka yabancı dil ile anlaşmak,aynı ülkede aynı dili kullanan engellimize göre daha kolaydı maalesef…Bundan da çıkarılması gerekenler olduğunu düşündüm. 

21 km ilk üçleri yine Türkiye’den çıkmadı.Rusya,Kenya,Ukrayna ödülleri aldılar.

Bir yarı maraton da böyle geçti,çok şey de öğrendim…

RunBursa

" Haydi Bursa "

Traveller Goat | Gezgin Keçi

Traveller Goat's Fancy Land | Gezgin Keçi'nin Düş Dünyası

okarakaya

Özge Karakaya Akyüz

Uzun Patika

Can Berk, spor ve yaşayarak öğrendiğim/öğrettiğim şeyler hakkında bir blog

Duygu | kurgusaldönüşüm

Başa sarar tüm nakaratlar dilimin ucunda. İki üç parça eksiğiz mırıldanırsak bu parçayı da geçeriz.

Hayata Dair...

İnsanlar sadece konuştukları şeylerden değil, sustukları şeylerden de sorumludur.

rabirius

photography and other things

Prakkypedia

Corporate communications + Public Relations Adelaide

BİLİMSEL FELSEFE

KARANLIĞA MEŞALE

Mind Hacks

Neuroscience and psychology news and views.

MİNİKLER VE ANNELERİ

ANNE-ÇOCUK EĞİTİM BLOĞU/Çocuk ve eğitime dair...

yaz-gi

Kişisel Gelişim, Girişimcilik Hikayeleri ve hayata dair herşey - Meral Varuy

Sedat Eser

Hayata dair...

TED Blog

The TED Blog shares interesting news about TED, TED Talks video, the TED Prize and more.

Max Dunbar

'Fiction is the truth inside the lie, and the truth of this fiction is simple enough: the magic exists'

%d blogcu bunu beğendi: